Herkes sen herkes ben
Şadıman Şenbalkan

Şadıman Şenbalkan

Herkes sen herkes ben

02 Eylül 2019 - 14:46

Herkes sen herkes ben sanatçı ışığında sen

Önce kıskançlıktan başlayalım:

İçinde sevgi barındıran birinden zarar gelmez insana. Gelgelelim sevgisiz kimselerde durum vahim olduğu kadar da ürkütücü boyutlarda olabiliyor. Kıskançlık varsa serde vedemişken: Kıskançlık nedir ne değildir bir hatırlayalım.  Koca karısını, kadın kocasını kıskanıyor ve bundan sebep anlaşmazlık, münakaşa ve hatta cinayetle sonuçlanan vakalara bile gidebiliyor şiddetçiler.

Bundan mağda kıskançlık duygusu arkadaşlar arasında, kadın veya erkek fark etmeden tırmanıp duruyor.

Kendinde olmayan nimetleri isteyen ‘ego’ “onda var ben de neden yok” diyorsa o kişi doğuştan mı hasettir, toplumla yoğrulurken mi bu illete düşürmüştür(?) gönlünü bilemeyiz ama kıskançlığın bir hastalık olduğunu biliriz.

Eskilerin “kem göz” dedikleri tiplerde yok değil hani. Bu dünyada yalnız kendileri birinci olsun isterler. İçin için iyi değil kötü olmanı isterler. Ki onlar zevklensin. İşte bu gibi insanlar kötü insana örnektirler. “Bende olsun da sen sürüm sürüm sürün” derler mi diyenleri duyduk ve gördük.

BANA NE SANA NE

Kontrol manyaklarının, tahakküm kuranların kendi açıklarını gizlemek için bulduğu bir yol haritasında, güya ve yalandan sizi odak gibi göstermesinin ana nedende iyi niyet olamaz. İyi niyetli kişi, iyiliğinizi isterken size saygı da duyar. Öteki kontrolcü bilmiş size saygı duymadığı gibi sizi o kıt ve sığ düşünceleriyle ezerken dayatır kendi doğrularını. “Ya sabır” dersiniz ve sabır taşı olsanız çatlarsınız. Ve artık had bildirme zamanı dersiniz. “Sana ne be kardeşim sana ne…” dersiniz.

Bir başka aklı evvel sizi hiç ilgilendirmeyen konuları anlatır dururken uzatır da uzatır lafı. Yorar sizi… Dırdır ile tüm enerjinizi emer. Sokrates’in hayat öğretilerinden bahsetse “amenna” diyeceksiniz de. De’si:  Laf salatası.  

“Benim eski sevgilim benim eski kocam ya da karım böyleydi şöyleydi” diyerek geçmişine gram saygı duymadan yaşanmışına da bulaştırır sizi. “Bilinçaltım benimkilerle ‘epey kabarık’ bir de sen ilave yapma” derseniz belki susar. Nerede öyle(!) ‘leb demeden leblebiyi’ anlayacak kimseler…

Her şeye mana bulan tipler, “onlar şöyle bunlar böyle, cimri ve acımasız” derken ona buna sana ne demezler! Siz deyin…

Bİ SUS YA

Bir işe soyundunuz ve heyecanla beklerken eşinize dostunuza işinizden bahsettiniz. Olmamış bir şeyi siz kafanızda oldururken, eş dost sandığınız o kişi durdurdu işinizi. Nasıl mı? Eskiler derdi: “Bir tohum atarken bile kimseye haber vermeden dikersin o tohumu. Sabırla beklersin ve tohum yeşerirken fidan oluşunu… O gözün gibi baktığın tohumfilizlenmiş…” “İşte bu” dersin. Aksi takdirde tohum yeşermez, senin işinde olumsuz insanların olumsuzluğunda hayal olur gider.

Onun için bir sus kardeşim. 

Aklıma gelmişken ve tespitlerimle; ‘boş değirmen’ misali döne döne aynı kelamları konuşanları dinlemeyin bile. Kulaklarını tıkamak etik değil ama aklına fikrine emir ver. Sana olumsuz gelen hiçbir lakırdıyı duymamak için ya o ortamdan kaç ya da aklına güven. 

İyilik yap ama değmeyen kimselere kendini telef etme. Onların hayatına girersin girmesine de mış gibi sadece. Yani; o başkalarının hayatında yüzeyde yapyalnız kalmış bir nesne gibi su yüzünde bulursun kendini.   Bundan sebep kendi hayatını ıskalarken sen, onun için bunun için hırpalanma. Değmez çünkü. Değenler de ise elinde kalan gerçek değerlerdir.

YAĞLI KARA

Çuk oturan tabirler vardır nitelerken bazı tiplemeleri. Anacığım derdi: “Aman kızım bu yağlı karalardan uzak dur…” Her ana görmüş geçirmiş deneyimle evladını koruma güdüsüyle uyarır ve hayat birikimleriyle, yaşanmışlıkla bilgece laflar eder.

Dedikoduyu geçtim iftiracı tiplere de aman dikkat! Bunlarda her bir fena huy mevcutken o gibilerden uzak durmakta fayda var. Aksi halde çok başınız ağrır. İnsana saygısı olmayanları, emeğe burun kıvıranları, değer olanların değerini bilmeyenleri, sevgisizleri, seviyormuş gibi yapıp kimseyi sevmeyen numaracıları görmek lazım. İşte bu gibi yağlı karalar sizi size ‘çırak çıkartırlar’ ona göre.

EDEBİYAT DERKEN EDEP YAHU… NOKTA VİRGÜL YOK! KURGU VE ANLATIM NEREDE?

Yaşanmışlığın verdiği akıl sahibi olanın bilgi ve donanımla denk geldiği bir hayata şapka çıkarılırken “herkes sen herkes ben” dersiniz olur biter ama herkesi, ‘herkez’ yazan güya az biraz bilen birilerinin yazarlığa soyunup, dilbilgisi ve edebiyat yoksulluğunda kitap yazdığı bir zamana “ yok artık” dersiniz. Başkalarına yazdırdığı kitapla kalsa iyi! İyi’si kendini yazar ilan eder.  Ne yazar, o yazar… Ama lakin dilbilgisi noksanları eğitimsizleri edebiyatımıza bulaştırmamak için gereken gayreti edebiyat emekçilerin vermesi gerekir.  Salt popüler kültürün yaratığı bir ‘Post modern’ anlayışta sizi kim okur, bilmem ama edebiyat ve edebiyatı bilen kişiler bu gibileri ayıklar. Tıpkı Ayrık Otunun vazifesi gibi doğal olanla profesyonellik burada eğitimli okur tarafından bilinir. Salt para var diye edebiyatın kökünü bilmeyen biri toplumu anlatmayı da bilemez. Çünkü yazarlık işini iş edinmiş kişi, yazın ve anlatım konusunda işin ehli olması için eğitimin yanı sıra öğretim de elzem. Kaldı ki, sizi sizle buluşturmayacak romanda veya öyküde ya da makalede toplumsal olana parmak basmayacak, yoracak ve de zamanımızı alacak yazar müsveddelerini okumaz,  okunabilir yazarları, okutan yazarları seçersiniz değil mi? Onun içindir ki, popüler kültüre rağbet edenlerden olmayalım. Otuz yıldır edebiyatla haşır-neşir olan bir edebiyat emekçisi olarak gözlemim ve tespitim yetenekli ve eğitimli yazarlara  yayın evlerinin katkısı olsun… Ama parayı bastırıp kendini yazar ilan edenlere aracılık etmesin. Herkes yazar değil anlaşıldığı üzere. Nasıl ki herkes marangoz, herkes mimar, herkes opera sanatçısı olamıyorsa yazar da olamaz, bu kadar net.  Zira yazma ve okutma işi de eğitim, birikimi özümsemiş  bir süreç ile öğrenmekten geçer.

Öte yandan sanatçı: Duygularıyla hareket ederek ve yaratıcılığını kullanarak maddesel bir dünyaya maddede bulunmayan bir anlam kişidir sanatçı. Onun için sanatçı özeldir. Yaşarken kıymeti bilinecek kişilerdir. Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi: “Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, Bakan olabilirsiniz; hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat sanatkâr olamazsınız.”

Ve: “Sanatkâr, cemiyette uzun ceht (aşırı çalışma) ve gayretlerden sonra anlında ışığı ilk hisseden insandır.”

 

KADINA ŞİDDET ÇAĞRIMA CEVAP YOK MU?

Ayıptır söylemesi ama “bu işin alfabesini ben yazdım” demiyorum ama gazeteci yazar Hürol Dağdelen bir makalesinde konuya eğilmiş ve bendenizi kadına şiddet konusunda yazdığım kitapla gündemin gündeminde olmam gerektiğini hatırlatmış ve Kadına Şiddetin alfabesini ŞadımanŞenbalkan yazdı” demiştir. 

Gelgelelim bana fikren bile mikrofon uzatan yok ve o mikrofonu birileri kapmış,  konuşuyor da konuşuyor. Konuşacak tabii. Ama bir bilene de sorun bakalım… Bu toplumsal gerçekte herkes ben, herkes sen gerçeğindeyim. Üstüne üstlük toplumu tanıyan bir kadın insan olarak ben buradayım… Adres saptırmayın, kıskançlık etmeyin…Velhasıl kelam bu yok saymak, burun kıvırmak ve haset edip türlü bahaneler icat etmekte bir tür şiddet çünkü.

YORUMLAR

  • 10 Yorum
  • Melek
    1 yıl önce
    Siz üzerinize düşeni yapmaya dev ediyor sunuz Sesimizi duyurmak istemeyenlere de hoş şuan bir üslup mu desek. Bu vaziyet can acitici
  • Ayşe Sahla
    1 yıl önce
    Her zamanki gibi şahane bir yazı tebrik ediyorum
  • Şener bana
    1 yıl önce
    Evet maalesef tüm CHP'li belediye başkan eşleri sizin cagrinizdan sonra kadına şiddet için İstanbul'da buluştular. Kopya çektiler sizden. Bu çağrıda sizi yok saymalari acayip bir durum vah vah .. kadına şiddetin yazarına ayıp edilmiş
  • Şener bana
    1 yıl önce
    Evet maalesef tüm CHP'li belediye başkan eşleri sizin cagrinizdan sonra kadına şiddet için İstanbul'da buluştular. Kopya çektiler sizden. Bu çağrıda sizi yok saymalari acayip bir durum vah vah .. kadına şiddetin yazarına ayıp edilmiş
  • Şener bana
    1 yıl önce
    Evet maalesef tüm CHP'li belediye başkan eşleri sizin cagrinizdan sonra kadına şiddet için İstanbul'da buluştular. Kopya çektiler sizden. Bu çağrıda sizi yok saymalari acayip bir durum vah vah .. kadına şiddetin yazarına ayıp edilmiş
  • Şener bana
    1 yıl önce
    Evet maalesef tüm CHP'li belediye başkan eşleri sizin cagrinizdan sonra kadına şiddet için İstanbul'da buluştular. Kopya çektiler sizden. Bu çağrıda sizi yok saymalari acayip bir durum vah vah .. kadına şiddetin yazarına ayıp edilmiş
  • Şener bana
    1 yıl önce
    Evet maalesef tüm CHP'li belediye başkan eşleri sizin cagrinizdan sonra kadına şiddet için İstanbul'da buluştular. Kopya çektiler sizden. Bu çağrıda sizi yok saymalari acayip bir durum vah vah .. kadına şiddetin yazarına ayıp edilmiş
  • Şener bana
    1 yıl önce
    Evet maalesef tüm CHP'li belediye başkan eşleri sizin cagrinizdan sonra kadına şiddet için İstanbul'da buluştular. Kopya çektiler sizden. Bu çağrıda sizi yok saymalari acayip bir durum vah vah .. kadına şiddetin yazarına ayıp edilmiş
  • Bahri Keçebaş
    1 yıl önce
    Güzel bir yazı daha. Kalemine sağlık.
  • Ali Şimşek
    1 yıl önce
    Harika, çok güzel analiz yapmışsınız.